|
GOKOVA &
AKYAKA
Türkiye'nin
en
etkileyici
ova ve
körfezlerinden
biri olarak
adlandırılan
ve Ege'ye
bir bereket
timsali
olarak
uzanan
Gökova ile
özdeş
Akyaka,
küçük bir
balıkçı
kasabasından
bir
gösterişli
bir turizm
merkezine
dönüştü.
Sırtını
dağlara
yaslamış,
çam
ormanlarına
sakladığı
güzelliklerini
yavaş yavaş
sunan
Akyaka,
yeşil ve
mavinin
muhteşem
uyumunu
konuklarına
anlatır.
Sakin,
huzurlu bir
tatil
isteyenlerin
tercihi
Akyaka,
büyük şehrin
stresini
üzerlerinden
atmak
isteyenler
için bire
birdir.
Tarihi
Gökova
Körfezi'nin
bittiği
yerde, 1000
metrelik
Sakartepe
Dağı ile
kuzeyden,
Gökova Ovası
ile güneyden
kuşatılan
Akyaka, bu
coğrafi
zenginliğiyle
Türkiye'nin
en güzel
yerleşim
yerlerinden
biridir.
Ancak
Akyaka'yı
Akyaka yapan
ismin,
dünyaca ünlü
mimar Nail
Çakırhan
olduğu
söylenebilir.
Ağa Han
Mimarlık
Ödülü sahibi
Nail
Çakırhan'ın
geleneksel
mimari
yöntem ile
yaptığı
evler
Akyaka'nın
kimliğini
oluşturdu.
Belde, bu
sayede Ege
ve
Akdeniz'deki
bir çok kıyı
kentinin
karşılaştığı
çarpık
kentleşmenin
etkisinden
kurtulmayı
başardı.
Akyaka,
bünyesinde
gizlediği
sayısız
sürprizleriyle
özellikle
tatilcilerin
gözdesidir.
Muğla'dan
ayrılıp
Marmaris
yönüne
giderken
Sakartepe
çıkar
önünüze. Ve
gözünüze
sığmayan
manzarası
ile Gökova
Körfezi'yle
karşılaşırsınız
birdenbire.
Artık, şöyle
bir durup;
hem
soluklanıp
mola
verebilirsiniz,
hem de
doyumsuz
panoramayı
içinize
sindire
sindire
seyredebilirsiniz.
Sakartepe'nin
eteğinde
Akdeniz'in
kalbi Gökova
ile
kucaklaşan
yeryüzü
cenneti
Akyaka'ya
ulaşırsınız.
Mimarisi
Bugün şehrin
tarihine
ışık tutan
kalıntılar
arasında MÖ
4. yüzyıla
tarihlenen
kaya
mezarlarıyla,
aynı döneme
ait sarnıç
ve duvar
kalıntıları
var. Ortaçağ
kalesinin
kalıntıları
ise Bizans
devrinde de
buranın
önemli bir
yerleşim
noktası
olduğunu
ispat eder.
İnişdibi
Mahallesi'nde
1922 yılında
ortaya
çıkarılan
mozaikler
ise Roma
devrinde
yapılmış.
Ula tarzı
mimari
Akyaka'yı bu
kadar özel
kılan en
büyük etken,
doğasının
eşsiz
güzelliğinin
yanı sıra o
güzelliği
tamamlayan
Ula tarzı
mimarisidir.
Ula doğumlu
Nail
Çakırhan'ın,
80'li
yılların
başında
burada
yaptırdığı,
zarif
işlemelerle
bezeli ahşap
balkonlu,
iki katlı
harika evi
öylesine
beğenildi
ki, 1983
yılının
meşhur Ağa
Han Mimarlık
Ödülü'ne
layık
görüldü.
1998 yılında
da bu
müze-ev bir
kültür ve
sanat
merkezi
olarak
hizmete
girdi. Bunun
ardından
orada
yaptırılan
evler,
pansiyonlar
hatta
büyücek
oteller dahi
aynı tarzı
benimsedi. |