>>>>>>FULL DALYAN  GÖRÜNTÜ RESMI TIKLAYIN DALYANI HAVADAN GÖRÜN>>>>>>

 

 

 
 

24 Saat Online Messenger

 caunosturizm@hotmail.com

Iletisim Telefon

Tel:0 252 284 5439

 Cep:0 534 207 1789

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANKARA

 

İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara, doğuda Kırşehir ve Kırıkkale; batıda Eskişehir; kuzeyde Çankırı; kuzeybatıda Bolu ve güneyde Konya ve Aksaray illeri ile çevrilidir. Ankara, Orta Anadolu’nun kuzeybatısında bulunan Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin kollarının oluşturduğu ovalarla kaplı bir bölgedir. Güneyinde Tuz Gölü havzası ile Cihanbeyli Yaylası bu platoyu tamamlamaktadır. Bu bölgede orman alanları ile step ve bozkır alanlarının çevresi plato üzerinde yükselen dağlarla çevrilidir.Yüzölçümü ile Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Ankara, 24.521 km2’lik bir alanı kapsamaktadır. 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu4.007.860'tır.

Ankara'da tipik karasal İklim hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı geçer. Yıllık ortalama sıcaklık 11,6 C'dir.  En çok İlkbahar ve Kış aylarında yağış alır. Yıllık ortalama yağış miktarı 386,3 mm.dir.Ankara Türkiye’nin Konya’dan sonra ikinci önemli tarım ilidir. Topraklarının 1/3’ünde ekim yapılmaktadır. Çayır, mera ve ormanlar bunlara eklendiğinde tarım alanlarının il toprakları içerisinde oranı 2/3’e yükselir. Bitkisel üretimde öncelikle buğday, arpa, yulaf olmak üzere tahıllar yer alır. Türkiye’nin toplam buğday üretiminin %8’inden fazlası Ankara’da üretilir. Fasulye, mercimek ve 1960’lardan sonra da şekerpancarı üretimi önem kazanmıştır. Sebzecilik, meyvecilik da bunları tamamlamaktadır. Ayrıca Ankara elması ve armudu ile ünlü olup, bağcılık da yaygındır. Hayvancılık Ankara yöresinde eskiden beri yapılmaktadır. En çok koyun ve dünyaca ünlü Tiftik Keçisi yetiştirilir. Arıcılığın yanı sıra sığır besiciliği ve tavukçuluk da gelişmiştir.Bunun yanı sıra sanayi kolları da Ankara’da önemli bir yer tutmaktadır.

İlin tarihteki ismi gemi çapası anlamına gelen "Ankyra"dır. Bizanslı Stephanos kente bu ismin Mısırlıları denize kadar sürüp çapalarına el koyan Galatlar tarafından verildiğini yazmaktadır.Çok sonraki yıllarda kent “Engürü” olarak isimlendirilmiş, bu sözcüğün Farsça üzüm anlamına gelen Engür’den kaynaklandığı da bilinmektedir. Bu sözcük değişerek Ankara’ya dönüşmüştür. Ankara ve çevresinin tarihi, Bronz çağındaki Hatti Uygarlığına kadar inmektedir. MÖ.2000 yılında Hititler bölgeye egemen olmuştur. Hitit döneminde küçük bir yerleşim olduğu bilinen bu yörede Hititlere ait herhangi bir kalıntı günümüze ulaşamamıştır. Yörede Alt Paleolitik çağa ait bir yerleşime rastlanamamıştır. Ancak, 1937’de Prof.Dr.Şevket Aziz Kansu Çubuk Çayının doğu kıyısında Keçiören yakınında, Eti Yokuşunda Orta Paleolitik Çağa tarihlenen Levalloison-Mousterion aletlerini ele geçirmiştir. Yörede yapılan kazılar ve yüzey araştırmalarında MÖ.30.000-10.000’e ve 5500-5000’e tarihlenen Çatalhöyük çanak çömleklerine benzer kalıntılar Durupınar yakınındaki höyükte ortaya çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra bölgede Kalkolitik Çağa (5500-3500) ait pek çok höyük de bulunmaktadır.

MÖ.700’de Lidyalılar Kızılırmak’a kadar olan bütün bölgeyi ele geçirmişler. MÖ.547’de de Persler buraya hakim olmuştur. Heredotos’dan öğrenildiğine göre; ordu ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral Yolu buradan geçiyordu. Ankara’nın bulunduğu yerde de önemli bir konaklama ve ticaret yeri vardı.Yazılı kaynaklarda Ankara’nın ismi ilk kez Büyük İskender’in seferleri ile ilgili olarak geçmiştir. Antik kaynaklara göre İskender ordusunu Apameia Kelainaia’dan (Dinar) Gordion’a getirdiğini oradan da “Ankyra” ya ulaştığını yazar. İskender’in Pers egemenliğine son vermesiyle Kral Yolu önemini yitirmiş, Ankyra da önemini kaybetmiştir. İskender’in ölümünden sonra (MÖ.323) Ankyra da MÖ.III.yüzyılın başlarına kadar Seleukosların elinde kalmıştır. MÖ.200’de bir Kelt ırkı olan Galatlar Ankara’yı başkent yapmıştır. MÖ.189’da Romalı komutan Manlius Vulso bu bölgeye gelerek Galatları yenmiş ve Pergamon Krallığına bağlamıştır. MÖ.168’de Pergamon Krallığı ile savaşan Galatlar bölgeyi yeniden egemenlikleri altına almıştır. MÖ.25’te Galatia denilen bu bölge bir Roma eyaleti olmuş, ekonomik ve askeri açıdan da önemli bir merkez konumuna gelmiştir. Bizans döneminde Ankara’nın imparatorluk ordularının konaklama ve ikmal yeri olmasıyla önemi sürmüştür. Bu dönem, VII.yüzyılın başlarında Sasanilerin, IX.yüzyılın başlarında Arapların saldırısına uğramıştır. Bizans’ın doğu ile ticareti arttıkça da Ankara bölgesi önem kazanmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan sonra 1071’de Ankara yöresi Selçukluların eline geçmiştir. 1101 ve 1102 yıllarında burası haçlı seferleri sırasında zarar görmüş, 1127’de yeniden Selçuklular tarafından ele geçirilmiştir.Daha sonraki yıllarda Danişmend hükümdarı Emir Gazi ile oğlu Mehmet Gazi, onların ölümünden sonra da Sultan I.Mesut buraya hakim olmuştur. Sultan Kılıçarslan II, devletini on bir oğlu arasında bölüştürünce Ankara da Muhiddin Mesut’un payına düşmüştür. Alaeddin Keykubat I zamanında (1219-1237) Ankara en parlak devrelerinden birisini yaşamıştır. Moğol saldırılarından sonra bölge bir süre Eretnalıların elinde kalmıştır. Orhan Gazi devrinde (1354) Ankara Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Anadolu 1402 yılında Timur’un saldırısına uğramıştır. 1402’de Yıldırım Beyazid ve Timur arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Moğol istilasına uğrayan şehir, 1414’de kesin olarak Osmanlı egemenliğine girmiştir.Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında 1920’de Ankara’yı stratejik konumundan ötürü merkez yapmış, 1923’te de başkent ilan edilmiştir. Böylece yeni Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu’nun merkezi bir noktasında yeni baştan kurulmuştur.

Ankara tarihi yapıları yönünden önemli yapılarla bezenmiştir. Bunların başında Ankara Kalesi, Nymphaion, Augustos Mabedi, Caracalla Hamamı, Julien Sütunu, Tiyatro antik çağlardan günümüze gelen eserlerdir. Bunların yanı sıra, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait, mimari yönden önemli eserler de günümüze gelmiştir. Bunların başında Alaeddin Camisi, Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camisi, Saraç Sinan Mescidi, Ahi Elvan Camisi, Karacabey Camisi, Hamamı ve Türbesi, Hacı bayram Camisi ve Türbesi, Kurşunlu Han, Mahmutpaşa Bedesteni, Cenabi Ahmet Paşa Camisi ve Türbesi, Çengel Han, Hasan Paşa Hanı, Çukur Han ve Ak Köprü gelmektedir. I.Ulusal Mimarlık akımının önemli örnekleri olan Ankara Palas, Etnoğrafya Müzesi, Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, İş Bankası, Opera Binası ve çeşitli bakanlıklar Cumhuriyet döneminde yapılmış önemli eserlerdir.Ankara’nın en önemli eserlerinin başında da Ulu Önder Atatürk için yaptırılan görkemli bir yapı olan Anıtkabir’dir (1953).

DENIZLI

Denizli akarsu bakımından da oldukça zengindir. Türkiye’nin en büyük akarsularından biri olan Büyük Menderes, Işıklı Gölü’nden çıkar, önemli kollarından olan Aksu Çayı (Çürüksu Çayı) Honaz Dağı ile Kaklık, Kocabaş yörelerindeki suları toplar. Büyük Menderes’in önemli bir diğer kolu olan Akçay da güneybatıda Muğla ile olan doğal sınırını çizer. İlin Büyük Menderes’ten sonra ikinci büyük akarsuyu da Dalaman Çayı’dır. Baraj göllerinin dışında il toprakları içerisinde irili ufaklı göller bulunur. Bunların en önemlilerinden biri de, büyük bölümü Afyonkarahisar sınırları içerisinde kalan Acı Göldür. Kuzeybatıda Sazan dağı düzlüğünde yer alan Süleymaniye Gölü de ikinci büyük gölüdür. Denizli’deki bu akarsular üzerinde sulama kanalları, regülatörler ve barajlar kurulmuştur. Bunlar Böceli Regülatörü, Kemer Barajı, Adıgüzel Barajı ve Buldan Barajıdır. İlin en zengin tarım alanları Büyük Menderes’in suladığı Buldan-Sarayköy Ovası ile Aksu’nun suladığı Denizli-Çürüksu Ovasıdır. Ayrıca Buldan’a doğru genişleyen Sarayköy Ovası 350 km2’lik bir alanı kaplar. Böcekli Köyü’nden başlayarak Pamukkale’ye kadar uzanan Denizli Ovası Sarayköy Ovası ile birleşir. Büyük Menderes’in suladığı Çivril ve Baklan Ovaları da ilin en geniş düzlükleridir. Tavas Ovası 300 km2’lik bir alanı kaplar ve Yenidere tarafından sulanır.Ayrıca Kaklık, Hanbat, Eskere ve Acıpayam ovaları da ildeki diğer önemli düzlüklerdir. Denizden yüksekliği 428 m. olan Denizli’nin yüzölçümü 11.868 km2 olup, toplam nüfusu 850.029’dur.

Denizli’nin ekonomisi tarım, hayvancılık, tavukçuluk, turizm ve imalat sanayiine dayanmaktadır. Tarımsal ürünler olarak buğday, arpa, baklagiller, nohut, pamuk, haşhaş, şekerpancarı, tütün, anason, susam yetiştirilir. Sebze ve meyveciliğin önemli olduğu ilde elma, armut, ayva, badem, kiraz, şeftali ve nar gibi meyveler yetiştirilir. Sebzecilik 1970’lerden sonra büyük gelişme göstermiştir. Özellikle Pamukkale yakınlarında jeotermal enerjiden yararlanılarak seracılık yapılmaktadır. Denizli Tarımsal Gelişme Projesi çerçevesinde kavun, karpuz gibi bostan ürünleri önem kazanmıştır. Zeytin ve antep fıstığı üretimi ise oldukça sınırlıdır. Hayvancılık 1950’lerden sonra ovaların bitkisel üretime yönlendirilmesi ile gerilemiştir. Günümüzde daha çok mera hayvancılığı biçiminde en çok koyun, kıl keçisi ve sığır yetiştirilir. İle özgü uzun ötüşlü Denizli Horozları ile ünlü olarak saf Denizli ırkı horoz ve tavuk yetiştiren üretme istasyonları bulunmaktadır. Hayvansal ürünlerden kaynaklanan süt, et, yumurta ve deri, üretimi de önemlidir. Akarsularda ve göllerde tatlısu balıkçılığı yapılır istakoz üretilir. Denizli’de imalat sanayi 1970’lerden sonra daha da gelişmiş, büyük ölçüde evlerde sürdürülen el dokumacılığı ün yapmış, ihracata yönelinmiştir. Ormanlarından tomruk, maden ve tel direği, çıra, reçine, sığla yağı ve yakacak odun çıkarılmaktadır. Ayrıca Denizli’de XIX.yüzyıldan bu yana krom madeni çıkarılmıştır.

Denizli’nin tarihi çok eskilere inmektedir. İlin kuzeydoğusundaki Çivril, Beycesultan’da kalkolitik Çağa ait buluntuların ortaya çıkması yöre tarihinin MÖ.5000-4000’lere kadar indiğini göstermektedir. Bugünkü kent merkezinin bulunduğu yerde Milyas isimli bir yerleşim bulunuyordu. MÖ.1800’lerde Arzava Siyasal Birliğinin Myra bölgesinde yer alan Denizli, Hititlerin egemenli altında bulunmuştur. Hititlerin 1100’lerde yıkılmasından sonra yöre Lydialıların egemenliği altına girmiş, bu duruma MÖ.546’da Pers Kralı II.Kyros son vermiştir. Bu arada Milyas halkı Perslere karşı uzun süre direnmiştir. MÖ.334’te Büyük İskender Pers egemenliğine son vererek Denizli yöresini de ele geçirmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra (MÖ.323) Lysimakhos’a bağlanan yöre, MÖ.261’e kadar seleukosların yönetiminde kalmıştır. Bu arada Seleukos Kralı II.Antiokhos karısı Laodike adına Denizli’nin yakınlarında Laodikeia antik kentini kurmuştur. Pergamon Kralı Attalos Seleukosları yenilgiye uğratmış ve Roma’ya vasiyet yoluyla topraklarını verinceye kadar da Pergamon Krallığı yörede egemenliğini sürdürmüştür. Bölge Roma ve Bizans dönemlerinde gelişerek önem kazanmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Kutalmışoğlu Süleyman Şaha bağlı beyler, yöreyi ele geçirmiş, bu durum I.-II.- III. Haçlı Seferlerine kadar sürmüştür. Bu dönemlerde yöre Haçlılar, Bizanslılar ve Selçuklular arasında sürekli el değiştirmiştir. Germiyanoğulları 1368’de buraya hakim olmuşsa da 1391’de Yıldırım Beyazıt burasını Osmanlı topraklarına katmıştır. Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesinden sonra Germiyanoğulları yeniden yöreye hakim olmuşlardır. Kısa bir süre Karamanoğulları buraya hakim olmuş, ardından 1429’da kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

Tanzimat döneminde Aydın vilayeti, Aydın sancağına bağlı bir kaza olan Denizli 1883’te sancak olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda Kuvay-ı Milliye’nin örgütlenmesinde etkili olmuş, bazı ilçeleri Yunan işgaline uğramıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra da il konumuna getirilmiştir.

Yörede Laodikeia, Apollania Salbakos, Apollonos Hireon, Attuda, Colosae, Herakleia Salbakos, Hierapolis, Sebastopolis, Tabai ve Tripolis antik kentleri bulunmaktadır.  Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yapılar arasında Denizli-Eğridir yolu üzerinde Goncalı Köyü’ndeki Akhan, Denizli’nin 20 km. kuzeyinde Honaz bucağında Sultan II.Murat Camisi (XV.yüzyıl), Denizli Hürriyet Meydanı’nda Yeni Cami bulunmaktadır. Ancak bunlar günümüze iyi durumda gelememiştir. Acıpayam’da Yazır Camisi (1801), Çal ilçesinde Eski Pazaryeri Camisi, Yatağan Baba Türbesi (XVI.yüzyıl), Çogaşlı Köyü Çeşmesi (1776-1834), Çardak’ta Çardakhan Kervansarayı (1230), Çivril’de Şavranşah-Şavran Camisi (1882), Dedeköy Camisi, Sarayköy’de Ahmetli Köprüsü (Ak Köprü), Baklan Boğaziçi kasabasında Boğaziçi Cami, Mehmet Gazi Türbesi, Ahi Sinan Türbesi, Mahmut Gazi Türbesi, Hüsamettin Bey Türbesi ilin belli başlı eserleridir. Ayrıca Denizli'de Türk sivil mimari özelliklerini yansıtan evler de bulunmaktadır.