YAZI: MUSTAFA TÜRKER ERŞEN /
FOTOĞRAFLAR: HAKAN ÖGEBir
yanı yanmış da kasılıp kalmış bir
yılana benziyor. Kıvrıla kıvrıla
akıyor Dalyan'ın yanından. Hiç
acelesi yok. Ama sükuneti yalancı.
Kaunos'u geçtikten sonra antikçağdan
kalma bir işaret almışçasına birden
açılıyor, saz öbekleriyle gevşek
toprak parçalarının birbirinden
ayırdığı binlerce yola sapıyor.
Orada, bizim tanımadığımız bir
geometrinin şekil verdiği kuralsız
bir alana giriyor. Bir kaos bölgesi.
Yön, iz, işaret hiçbir şey yok.
Sazdan, bataklıktan, topraktan, ters
akıntılarla birbirine karışan tatlı
ve tuzlu sudan oluşan bir kargaşa
hüküm sürüyor artık. Yine de bir
şekilde ağırbaşlı, vakur bir duygu
uyandırıyor insanda Dalyan Kanalı.
Güzelliği yaratan uyum ancak böyle
bir cümbüşten çıkabilir...
Köyceğiz Gölü'nden yol alıp
Akdeniz'e ilerleyen doğal kanalın
yanında yeni bir günü selamlıyor
Dalyan. Her şey sakin ama binlerce
kez yaptığı bir işin aynısını
yeniden yapıyormuş gibi değil. Her
günü bir yenilikle yaşıyor. Çünkü
doğa kendini tekrar etmiyor burada.
İskelede birbirine yaslanmış salınıp
duran tekneleri gösteriyor Hasan
Kaptan: ``Bunlar da kaptan mı, daha
düğüm atmayı bilmiyorlar. Ellerine
üç halat versen öremezler bile''
diye arkadaşlarına takılıyor.
Hasan Şenol 73 yaşında, buraların en
eski kaptanlarından. Ailesi, kendisi
bir yaşındayken İtalyan denetimi
altındaki Rodos'tan göçmüş Dalyan'a.
Denizle, Köyceğiz Gölü'yle, Dalyan
Kanalı'yla hatırlayamadığı kadar
erken yaşlarda tanışmış. Suyun bin
bir halini görmüş. Sudan balık
çıkardığı da olmuş, kaçaklar da.
``Alman Harbi'nde denizde bir tekne
gördük, adamlar başladı el kol
sallamaya. Biri İtalyan, ikisi Yunan
üç kişi kaçmış Rodos'tan, bizim
buralara gelmiş.'' Savaş
kaçkınlarını alıp Dalyan'a getiriyor
Hasan Kaptan, köyde de bir cümbüştür
kopuyor. Ama Dalyan'a asıl bomba
Ğgerçek anlamda bombaĞ bir İtalyan
uçağıyla düşüyor. Yine ``Alman
Harbi''nde arızalanan bir savaş
uçağı yere konarken patlamasın diye
bombalarını denize bıraktığı gibi
kıyıya iniveriyor. ``Yanlarına bir
vardık beş asker ellerini kaldırmış
duruyor. Uçak çok büyük, tepesinde
bir taramalı tüfek...''
Dalyan'ın belki de en şaşırtıcı
yanı sadeliği. Heybetli Kaunos antik
kentinin yanı başında sade bir köy
hayatı yaşadı yakın yıllara kadar. O
eski Ege köyü ruhunu taşıdı hep.
Öyle ki ``Muğla ilinin Ortaca
ilçesine bağlı belde'' unvanını
aldıktan sonra bile karayoluyla
ulaşılamadı bir süre. Dışarıyla
ilişkisini kanala açılan tekneler
sağlıyordu. Hasan Kaptan
``memleketin kör zamanları'' olarak
hatırlıyor o yılları. ``Yirmili
yaşlarımdayken bir Macar, arabayla
gelmişti de çocuklar `bu ne, bu ne?'
diye peşinden koşturmuştu. Araba mı
gördüler hayatlarında?''
Hasan Kaptan onca yıl Ğşimdi
rahmetli olanĞ ikiziyle gitmiş
Rodos'a balık satmaya, hastaları
doktora yetiştirmeye. Üzerinde hâlâ
dümen salladığı kanal onun için
doğal güzellikten öte yaşamının bir
parçası. Onun gördüğü sahicilikte
bakamıyoruz biz kanala. Suyla
konuştuğu dili anlayamıyoruz.
Kanal, Dalyan'a yaşam veren damarsa
Köyceğiz Gölü de kanala can
pompalayan bir kalp. Bugün kıyıdan
10 kilometre kadar içeride bulunan
göl binlerce yıl önce Akdeniz'in
koylarından biriydi. O dönemde
rotası Köyceğiz üzerinden geçen
Dalaman Çayı getirdiği alüvyonlarla
körfezin önünü tıkadı, onu denizden
ayırdı ve içini tatlı suyla
doldurdu. Dalaman Çayı'nın kendisi
de buradan denize dökülemez oldu,
Dalaman'ı yalayarak geçen şimdiki
yatağına geçti.
Kuzey ucunda Köyceğiz ilçesinin yer
aldığı göl, bölgenin en vurucu
turistik değerleri arasında bugün.
Doğal bir set gölü olan Köyceğiz 6
bin 300 hektarlık bir alan kaplıyor.
Seviyesi denizden sekiz metre
yükseklikteki suları da güney
ucundan çıkan Dalyan Kanalı'yla
tuzlu suya akıyor. Çok ince
düşünülmüş bir düzenek bu, su
saatlerininkine benzeyen bir sistemi
var. Oluşması çok uzun sürmüş, son
halini belki hâlâ almamış, yavaş ama
büyük bir şaşmazlıkla işleyen
akışkan bir disiplin.
Bu yetmezmiş gibi Köyceğiz
Gölü'nün kıyılarından yeryüzüne
keskin bir kükürt kokusuyla kızgın
sular fışkırıyor. Kimi zaman zehir
de kaynıyor yeraltında. Birinci
Dünya Savaşı sonlarında, bir yer
sarsıntısının ardından binlerce
balık ölüyor Köyceğiz Gölü'nde.
Önceleri balıklara lanet getiren
şeyin ne olduğu anlaşılamıyor. Ama
çok geçmeden suyun sakinlerini
deprem sırasında yüzeye çıkan
zehirli gazların öldürdüğü
belirleniyor.
Köyceğiz Gölü'nün güney kıyıları
kaplıcalar yönünden çok şanslı.
Adını bitişiğindeki köyden alan
Sultaniye Kaplıcası radyoaktif
bileşikler bakımından zengin suyuyla
önem taşıyor. Dalyan'dan,
Köyceğiz'den kalkan tekneler kış
için biraz eğlence ve fotoğraf
biriktirmek isteyenleri ha babam
çamur banyolarına, ılıcalara getirip
götürüyor. İnsanı on yaş birden
gençleştiriverdiği söylenen
çamurlara bulanan turistler meçhul
bir büyüyle can bulmuş toprak
heykeller gibi dolanıyor ortalıkta.
Gençleşmek için kendilerini
topraktan yeniden yapmaya
çalışıyorlar sanki. Ama duşlara
girildiğinde alttan yine kendileri
çıkıyor. Yine de umut ``fakirin''
ekmeği, denemekte fayda var.
Gölün, Dalyan Kanalı çıkışını
kapsayan bölümünde ve kanalın üst
kısımlarında fazla popüler olmayan
bir su kaplumbağası türü yaşıyor:
Yumuşak kabuklu Nil kaplumbağaları (Trionyx
triungulus). Ender bulunan bir diğer
tür de Köyceğiz ve Dalyan'ın yanı
sıra Fethiye, Marmaris ve Milas'ta
yaşayan sığla ağacı (Liquidamber
oriantalis). Üçüncü Jeolojik
Zaman'dan beri yetişen, gerçek bir
dünya mirası olan sığla ağacı bu
yöreden başka sadece Amerika
Kıtası'nda bulunuyor.
Dalyan doksanlı yıllara kadar ``in''
bir tatil beldesi olmadı, kendine
küçük ama kemikleşmiş bir müdavim
topluluğu yarattı. Neon sevmeyenleri
ve toprağa dair keyifler arayanları
kendine çekti. Yurtdışı ya da
yurtiçinden yolu bir kez buraya
düşen birçok kişi de yolunu bir daha
buradan ayıramadı, yerleşik oldu.
Helena Metin kaderin tesadüfleriyle,
bir Dalyanlıya gönül vererek gelmiş
buraya ama ``sarışın Dalyanlılar''
içinde en iyi uyum sağlayan olmuş.
Beş yıldır burada yaşayan Helena,
Polonya asıllı bir İngiliz. Kendisi
öyle düşünmüyor ama Türkçeyi
Türkiye'de doğmuş birçok kişiden
daha iyi konuşuyor. ``En iyi şey
ne?'' sorusuna duraksamadan yanıt
veriyor: ``İnsan ilişkileri.'' ``En
kötü şey'' için de yanıtı çabuk:
``Trafik.'' Dalyanlı Helena Yenge bu
toprağın bir türlü hak ettiği gibi
yaşayamadığı görüşünde. ``Doğa çok
güzel'' diyor ``ama otantik
özellikler giderek kayboluyor.
Turistler bunu görmek ister
halbuki''. Duymaya çok alışkın
olduğumuz bir yorum ama kısa süredir
bu coğrafyada yaşayan bir yabancıdan
gelince ciddiye alınması gerek.
Dalyan 1998'de Özel Çevre Koruma
Bölgesi ilan edildi. İmar planıyla
kat adetleri ve diğer yapılaşma
koşulları kontrol altına alındı. Bu
yüzden Dalyan çok sık rastladığımız
kötü örneklere kıyasla daha derli
toplu bir görüntü veriyor. Ama
kötünün iyisi olmak, iyi olmaya
yetmiyor. Yüzyıllar öncesinden
getirdiği yerel özelliklerini ağır
ağır kaybediyor ne yazık ki. Tarihi
yapıları zaman içinde bir bir
elinden gitmiş Dalyan'ın. Eski Rum
meyhanesi ve hamam yıkılmış, tarihi
sivil mimari örnekleri neredeyse hiç
kalmamış.
Dalyan'ı on yıldır tanıyan eski
gazeteci Sadun İnceman planın
bürokratik zihniyetle yapıldığının,
çevreyi ve bilimselliği fazlaca
önemsemediğinin altını çiziyor.
İnceman'ın yabancı çevrecilere dair
tespitleriyse çarpıcı: ``Dalyan'a
çevreciyiz diye gelip ticari
faaliyetler yaptılar. Bunların
yanında gerçek bilim adamları epey
azınlıkta kaldı.'' Neyse ki sözde
yeşilcilerin ayağı artık kesilmiş.
Carettalarla ilgili tartışmaların
hararetinin azalması Dalyan'ı arena
olmaktan çıkarmış.
Seksenli yılların sonunda Dalyan'ın
denizkaplumbağaları ve İztuzu
sahili, çevreci mücadelelerin en
büyüklerinden birine konu oldu.
Başarıda yerlisi yabancısı birçok
gerçek gönüllünün emeği var
kuşkusuz. Ama yükselen ``pop''
değerlerin doğaya bakışımıza da
bulaşması kaçınılmaz. Doğal
güzellikleri sanki kendileri
izlesin, hoşlarına gitsin diye
yaratıldı sayan zihniyet ``yeşilci''
olmakta kusur etmez görünse de
fırsatını bulsa Caretta
yavrularından birini kurutup
televizyonun üstüne koyabilir
rahatça.
Carettaların yumurta bıraktığı
İztuzu Plajı, Dalyan Deltası'nın
labirentlerini denizin sonsuza
uzanan düzlüğünden ayıran 5 bin 400
metrelik bir kum oku. Birkaç on yıl
öncesine kadar Dalyan ve diğer
köylerin sayfiye yeri olan plaj,
günümüzde bu işlevini epey ötelere
taşımış görünüyor. Turizmi kendi
mutlak tanımıyla düşünürsek bunda
şikayet edecek bir şey yok. Ama
turizmin Dalyan'ın üzerinde
kurulduğu güçlü coğrafyayı iskambil
kâğıtlarından yapılmış bir kaleye
dönüştürmemesini diliyor insan ister
istemez. Kalenin en alttaki
kartlarından biri Caretta caretta
kuşkusuz. Her yaz sonunda binlerce
yavru kaplumbağa İztuzu Plajı'nın
kumlarında doğaya gözlerini açıyor,
kendine bir gelecek bulmak için
denize, anasının geldiği yere
koşuyor. Yegâne pusulası ayın şavkı
olan yavrunun yaşam koşusunda aştığı
yol tehlikelerle dolu. Parlamaması
gereken bir ışık onu denizden ve
yaşamdan mahrum edebilir; deniz dışı
bir yere ya da birkaç saat sonra
doğacak kızgın güneşin altına
sürükleyebilir. Yavruya gereken şey
karanlık...
Ben hiç Caretta görmedim neyse ki.
Çünkü görmemem gerekiyordu. Binlerce
yıldır sonsuz bir sadakatle her yaz
bu kıyılara çıkan kaplumbağaların ne
kendilerine, ne de izlerine dokunmam
gerekiyordu. Gerçi beni ve türümün
diğer örneklerini Ğki doğanın
gözünde sabıkalıyız bizĞ çeşitli
yasaklar uzak tutuyor onlardan. Ama
bu ``buluşamama'' çok daha anlamlı
noktalara işaret ediyor gözümde ve
bende bir yoksun kalmışlık hissi
uyandırmıyor. Caretta'da olağanüstü
ve insan tarafından mutlaka şahit
olunması gereken hiçbir yan
göremiyorum. O, doksan beş milyon
yıldır yaptığı gibi kendi sessiz
mutluluğu içerisinde yaşayıp
gidiyor. Doğanın bir yaratığı nasıl
``olağanüstü'' olabilir ki? Dalyan
``inanılmaz kaplumbağaların muhteşem
yuvası'' değil. Sadece onların
yuvası. Doğanın bazı varlıklarının,
yaprağın üzerine geceden inmiş çiğ
kadar narin olduğunu anlıyorum
burada. Bunu fark etmenin zorluğunu
düşünerek dolanıyorum Dalyan'ı.
Dalyan'ın da çekilmesi zor tarafları
var: Dünyanın belki de en yırtıcı
sivrisinekleri. Sazlıklar onların
üremesi için uygun ortam sağlıyor.
Antik Kaunos kentinin terk edilme
nedenlerinden de biri olmuş bu küçük
yaratıklar.
Kaunos antik kenti Dalyan'a göre
kıyının diğer tarafında yer alıyor.
Kasabanın tam karşısına ise ünlü
kaya mezarları düşüyor.
Arkeologların tamamıyla Kaunos'a
özgü olduğunu saptadığı tapınak
cepheli kaya mezarları kentin zengin
geçmişinden kalan en güçlü izler.
Limanının alüvyonlarla dolması
yüzünden önemini kaybetmiş zamanla,
sıtma yüzünden de tercih edilmez
olmuş. Kaunos İS 1. yüzyıla kadar
ünlü bir liman kenti olduğuna göre,
bugünkü Dalyan Kanalı da o tarihe
dek, Sülüklü Göl'e kadar gemi
girişine elverişliydi. Ama çağlardan
beri toprak taşıyan su, limanlarını
gemi barındıramaz hale getirince
Kaunoslular da kentlerini terk
etmiş, belki de deniz kenarında,
kanalı olmayan bir yere kaçmış.
Halbuki kanal Dalyan'ın velinimeti
şimdi. Dar açılı kavisler çizerek
küçük bir çocuğun sarsak ellerinden
çıkmış gibi şekilsiz duran tepelerin
arasından geçiyor. |